Kayıtlar

"DEĞİŞİMİN TARİHİ YA DA TARİHİN DEĞİŞİMİ"

M.Ö. 500 dolaylarında Antik Yunan’da yaşayan ünlü filozof Herakleitos : “ Panta rei (Her şey akar) ” derken aslında değişimin kaçınılmazlığını işaret ediyordu. Ona göre değişmeyen tek şey “değişme yasası” idi. “Aynı nehirden iki kez geçemezsiniz” [1] , çünkü hem o nehirde akan su hem de siz ikinci geçişinizde aynı olmayacak, değişmiş olacaksınız. Kendi deyişiyle : “Aynı ırmağa iki kez giremeyiz; çünkü durmadan yeni sular akar gelir üzerimize...Aynı ırmağa hem girer hem giremeyiz; hem biziz hem değiliz” [2] Felsefe açısından son derece karanlık geçen Ortaçağ’ın ardından 18.yüzyıldan itibaren başlayan aydınlanma ya da diğer bir ifadeyle akıl çağı ile birlikte sorgulanmaya başlayan ve değişime son derece kapalı olan Katolik Kilisesi’nin otoritesi oldukça ciddi darbeler aldı, özellikle astronomi ve fizik alanındaki ilerlemeler sayesinde akıla ve bilime olan inanç gelişti ve en nihayetinde kilisenin çizdiği dünyanın sınırlarını aşarak değişimin önünde duran duvarı da yıkmış oldu. 19. yüzyı...

"CITIUS, ALTIUS, FORTIUS"

Olympos, Yunanistan’ın en yüksek dağı, Tanrılar Tanrısı Zeus’un evi. Antik Yunan inanışına göre Zeus ve tüm Tanrılar burada yaşarlardı. Bu nedenle hem Anadolu’da hem de Yunanistan’da toplam yirmiye yakın dağa Olympos adı verilmiştir. Antik Yunan inanışına göre Tanrılar da kızmak, sevinmek, üzülmek gibi kimi insani özelliklere sahipti. Ancak onları insanlardan ayıran özellik, “nektar” suyunu içerek kazandıkları ölümsüzlüktü. Yunanlılar Tanrılarını memnun etmek için ve kötülüklerden korunmak için onlara ibadet ederlerdi. Ancak bu ibadetler sadece dini ayinlerden ibaret değildi. Büyük Tanrılar şerefine belli zamanlarda toplu oyunlar ve şenlikler düzenlerlerdi. Bu oyunların en görkemlisi hiç şüphesiz Tanrılar Tanrısı olan Zeus şerefine Olympos Dağı eteklerinde dört yılda bir düzenlenen ve ilki M.Ö.776 yılında yapılan Olimpiyat oyunları idi. Dört yılda bir yapılıyordu çünkü Antik Yunan inanışına göre ruhlar dört yılda bir diriliyorlardı. Olimpiyat oyunları sırasında Olympos Dağı eteklerinde...

"BU SEVDA BİTMEZ"

"Memleketimizi modernleştirmek istiyoruz. Bütün çalışmamız, Türkiye'de modern ve dolayısıyle batılı bir hükümet vücüde getirmektir. Uygarlığa girmek arzu edip de batıya yönelmeyen ulus hangisidir ?" 29 Ekim 1923 Gazi Mustafa Kemal "Biz Türkiyeliler Asyai bir milletiz, Asyai bir devletiz…Bir taraftan da biz, bir ayağımızla, bir gözümüzle Avrupadayız. Avrupa siyaset-i umumiyesinde ifa edeceğimiz mühim vazifelerimiz vardır." M. K. Atatürk Türkiye’nin üyeliğinin AB’ye neler katacağına geçmeden önce hem AB konusunda sahip olduğum genel kanının ve siyasi duruşun biraz olsun anlaşılması hem de düşüncelerimin daha kapsamlı değerlendirilebilmesi açısından genel bir giriş yapmayı uygun gördüm, umarım yanılmamışımdır. Deyim yerindeyse, 1963’te İnönü ile çıktık biz bu zorlu yola, kah kızdık umutsuzluğa düştük kah sevindik heyecana kapıldık. Ama tek bir hedeften hiç vazgeçmedik: önce AET sonra da AB üyeliği. Kimilerine göre 1839’dan beri yöneldiğimiz, Atatürk’ün de: “mua...

"TARİHİ YENİDEN YAZABİLMEK"

Her 30 Ağustos zafer kutlamalarının en alışılageldik manzarasıdır Yunan askerlerinin temsili olarak denize dökülmesi. Öyle ya, Kurtuluş Savaşı’nda çarpıştığımız yegane ordu Yunan ordusuydu. Kadın erkek, genç yaşlı demeden halkımızı katleden hatta liselerde okutulan tarih kitaplarında yazılanlara göre geri çekilirken de hamile olan kadınlarımızı dahi süngüden geçiren, son olarak da İzmir’i ateşe veren bu “hain” insanlardı. Onları denize dökmeyecektik de kimi dökecektik? Buraya kadar bizim açımızdan pek de garipsenecek bir durum yok gibi görünüyor ancak, şunu da düşünmeden edemiyorum: acaba her sene denize dökülen sadece Yunan askerleri miydi yoksa geleceğe, kalıcı barışa dair hayaller mi çok iyi değerlendirmek gerekir. Lise yıllarımdayken aklıma hep bir soru gelirdi: bizim tarih kitaplarımızda, “30 Ağustos’ta Yunanlıları denize döktük.” yazıyordu da acaba Yunanistan’daki tarih kitaplarında da, “30 Ağustos’ta Türkler bizi denize döktü” diye mi yazıyordu? Düşünmüştüm ki herkes k...

"HAVADAN, SUDAN BİR YAZI"

Resim
* Bu makalenin özeti 23.09.09 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayımlanmıştır: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=955822&Date=23.09.2009&CategoryID=83 - Geçtiğimiz yaz boyunca "susuz yaz" filmini anımsatan çöl sıcakları, kum fırtınaları…son günlerde ise aşırı yağmur, sel, fırtına…bu sözleri televizyon ekranlarından ne kadar çok sık duyar olduk…bir gün yanıyoruz…diğer gün donuyoruz…hatta sabah yanıp akşam donduğumuz günler bile oluyor…yağmur eskisi gibi değil…deli gibi yağıyor sonra birden kesiyor ve güneş açıveriyor…birileri sürekli sera etkisinden, küresel ısınmadan, iklim değişikliğinden bahsediyor…sonumuz geldi diyenler bile var…sahi öyle mi? “Bize bir şey olmaz canım” diyenleri duyar gibiyim… Deprem deprem dediler…10 sene geçti bir şey olduğu yok…hepimiz deprem uzmanıyız artık...artçı şoklar, 5.7-6.7, faylar, kırılmalar, yanal atılımlar…her şeyi öğreniverdik iki günde zaten...şimdi de yorum yapıyoruz…Deprem bir yana eğri ...