Kayıtlar

"EYVAH! YİNE KARARIM GELDİ"

“İyi fikirler, bilgi olmadıkça iyi kararları garantilemez ve iyi bir bilgi seviyesi, iyi bir fikir olmadan pek işe yaramaz... İyi bir karar ; iyi bir fikir ve iyi bir bilgi birikiminin evliliğinden doğan sağılıklı bir çocuktur.” Andrew Roy Duncan “Hiçbir şey karar verebilme yeteneğine sahip olmak kadar zor ve onun kadar kıymetli değildir.”Napoleon Bonaparte “Problem; çözdüğümüzde aslında var olmadığını anladığımız şeye denir.”Anonim Günlük iş rutinlerimiz içerisinde belki de en sık yaptığımız şey problem çözmek ve karar vermek... ama küçük ve önemsiz ama büyük ve önemli olsun iş hayatımızın bir vazgeçilmezi bu iki şey. Peki biz cidden bu iki şeyi doğru bir şekilde ve bilinçli olarak bazı süreçler içerisine oturtarak yapabiliyor muyuz? Deyim yerindeyse zurnanın zırt dediği yer de burası bir açıdan. Bir türlü problem çözmekten başka bir şeyin yapılmadığı, her şeyin acil-önemli skalasında gezdiği ve alınan kararların da daha doğrusu alındığı sanılan kararların da bir türlü herkes tarafınd...

"BİR BEN VAR BENDEN İÇERİ"

Ünlü Matrix serisinin ilk bölümünde kahinin Neo’ya mutfağının duvarında asılı olan “Nosce te ipsum (kendini tanı)” yazısını göstererek anlatmaya çalıştığı şey neydi acaba? Neden en güçlü insan kendini en iyi tanıyan insandır? Atatürk neden, “Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur” demiş. Ya da ne güzel söylemiş Mevlana: “Canında bir can var o canı ara…ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara” Eğitim ve danışmanlık hizmetlerimiz sırasında, özellikle iş hayatlarının başındaki katılımcılarımızın kariyer gelişimleriyle ve planlamalarıyla ilgili bizlere sorular sorup tecrübelerimizden yararlanmak istemeleri sıklıkla karşılaştığımız bir durum. Ancak, aslına ve idealine bakacak olursak bizler kariyer planlaması yapmaya başladığımız anda birçok şey için de artık biraz geç kalınmış oluyor bir bakıma. Bu açmazı bir kenara bırakacak olursak, başarılı bir kariyer gelişiminde her şey öncelikle kişinin kendini tanımasından geçiyor. Kişinin yeteneklerini bilmesi, neyi yapabilec...

"SEÇİMLERE DAİR: AH BİR VEKİL OLSAYDIM"

İstanbul Üniversitesi’ndeki ilk senemde Hukuka giriş dersi hocamızın anlattığı çok hoş bir hikaye vardı milletvekilliğine dair: Bir vatandaş bir tiyatro gösterisi izlemeye gider, bakar ki salon tıklım tıklım dolu ve sadece en ön sırada birkaç koltukluk boş yer var, hiç tereddüt etmez gider en öne oturur.Doğal olarak bir görevli gelir ve: - “Beyefendi o koltuk milletvekilleri için, lütfen kalkın” der. Adam da gayet pişkin bir edayla: - “Aslı buradayken vekiline ne hacet” der. Daha sonra ne olur orası bilinmez ama kıssadan hisse milletvekilliğinin ülkemizdeki algısını sorgulayacak bir hikaye diye düşünüyorum. Milletvekilliğinin ne olduğunu sorgulayarak yazıma başlamak istedim aslında. En basit haliyle milletvekili, yaklaşık 70 milyon insanımızın meclis binasına sığması imkansız olduğu için gereken nisbi ayıklamadan geçmiş insandır, seçim sistemindeki oranlamaya göre hesaplanmış belli sayıdaki seçmenini temsilen meclise giren kişidir. Her şey de burada karışmaya başlıyor zaten, sahi mille...

"SİYASAL TEMSİL ve DEMOKRASİ"

Zannedilenin aksine temsil mekanizmasının ve demokrasinin ilk örneği olarak kabul edilen Antik Yunan’da “temsil” kavramına denk gelen bir sözcüğe rastlanılmamaktadır. [1] Bugün kullandığımız temsil kavramı, Romalıların “repraesentare” sözcüğünden türemiştir. Ancak bu kelime bugünkü anlamından çok farklı bir anlamda : daha önce olmayan bir şeyin yazılı olarak ortaya konması veya bir soyutlamanın bir objede somut hale getirilmesi(örneğin, insan yüzünde veya bir heykelde cesaretin, hüznün, sevincin…vb.somutlaşması gibi) anlamında kullanılmış; yoksa, bazı birey ve kurumların diğerleri adına karar alması ve/veya eylemde bulunması anlamında kullanılmamıştır. Bugünkü kullanımına benzer anlamda, ilk defa 13. ve 14. yüzyıllarda Latince’de, daha sonra da İngilizce’de, kilise konseylerine katılmak üzere gönderilen kişiler için veya İngiliz Parlamentosu için kullanılmaya başlanmıştır. [2] Papa Clement V, 1311 yılında Viyana Konseyi’ne delegeleri göndermek amacıyla bazı piskoposları toplanmaya ça...

"ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASİ"

Demokrasi tanımlarından biri de : “Demokrasi = Özgürlük x Eşitlik” tir. Sosyal bilimlere ait bir kavramın matematiksel olarak açıklanmaya çalışılması her ne kadar sakıncalı olsa da, kanımca hem basitleştirici olması hem de akılda kolay kalması açısından oldukça kullanışlı bir tanım. Bu demokrasi formülünde dikkat edilmesi gereken nokta işlemin çarpma oluşudur. Yani demokrasi, sınırsız özgürlükler ile sınırsız eşitliklerin bir “toplamı” değil, çarpımıdır. Çünkü sınırsız özgürlüğün olduğu yerde eşitlik, sınırsız eşitliğin olduğu yerde de özgürlük barınamaz. Yapıları itibariyle özgürlük ve eşitliğin birbiriyle çelişen, birbirini aşındıran iki kavram oluşu bu iki kavramı kendinde somutlaştırma mecburiyetinde olan demokrasiye oldukça güç bir görev yüklemektedir. Demokrasi hem bir özgürlükler hem de bir eşitlikler bütünüdür. Ancak yukarıda açıklamaya çalıştığım üzere özgürlük ve eşitliğin çatışan yapıları nedeniyle demokrasi çözümü, onları çarpmakta bulmuştur. Yani biraz özgürlüklerden, bira...

"DEĞİŞİMİN TARİHİ YA DA TARİHİN DEĞİŞİMİ"

M.Ö. 500 dolaylarında Antik Yunan’da yaşayan ünlü filozof Herakleitos : “ Panta rei (Her şey akar) ” derken aslında değişimin kaçınılmazlığını işaret ediyordu. Ona göre değişmeyen tek şey “değişme yasası” idi. “Aynı nehirden iki kez geçemezsiniz” [1] , çünkü hem o nehirde akan su hem de siz ikinci geçişinizde aynı olmayacak, değişmiş olacaksınız. Kendi deyişiyle : “Aynı ırmağa iki kez giremeyiz; çünkü durmadan yeni sular akar gelir üzerimize...Aynı ırmağa hem girer hem giremeyiz; hem biziz hem değiliz” [2] Felsefe açısından son derece karanlık geçen Ortaçağ’ın ardından 18.yüzyıldan itibaren başlayan aydınlanma ya da diğer bir ifadeyle akıl çağı ile birlikte sorgulanmaya başlayan ve değişime son derece kapalı olan Katolik Kilisesi’nin otoritesi oldukça ciddi darbeler aldı, özellikle astronomi ve fizik alanındaki ilerlemeler sayesinde akıla ve bilime olan inanç gelişti ve en nihayetinde kilisenin çizdiği dünyanın sınırlarını aşarak değişimin önünde duran duvarı da yıkmış oldu. 19. yüzyı...

"CITIUS, ALTIUS, FORTIUS"

Olympos, Yunanistan’ın en yüksek dağı, Tanrılar Tanrısı Zeus’un evi. Antik Yunan inanışına göre Zeus ve tüm Tanrılar burada yaşarlardı. Bu nedenle hem Anadolu’da hem de Yunanistan’da toplam yirmiye yakın dağa Olympos adı verilmiştir. Antik Yunan inanışına göre Tanrılar da kızmak, sevinmek, üzülmek gibi kimi insani özelliklere sahipti. Ancak onları insanlardan ayıran özellik, “nektar” suyunu içerek kazandıkları ölümsüzlüktü. Yunanlılar Tanrılarını memnun etmek için ve kötülüklerden korunmak için onlara ibadet ederlerdi. Ancak bu ibadetler sadece dini ayinlerden ibaret değildi. Büyük Tanrılar şerefine belli zamanlarda toplu oyunlar ve şenlikler düzenlerlerdi. Bu oyunların en görkemlisi hiç şüphesiz Tanrılar Tanrısı olan Zeus şerefine Olympos Dağı eteklerinde dört yılda bir düzenlenen ve ilki M.Ö.776 yılında yapılan Olimpiyat oyunları idi. Dört yılda bir yapılıyordu çünkü Antik Yunan inanışına göre ruhlar dört yılda bir diriliyorlardı. Olimpiyat oyunları sırasında Olympos Dağı eteklerinde...