Gittim, Gördüm, Yazdım...

"12 Saatte Batum"

Rize’den yeni yapılan sahil yolunu kullanarak yaklaşık 1 saat içerisinde ulaşılan Sarp sınır kapısından Gürcistan’ın Acara özerk bölgesi ve başkenti Batum’a sadece kimliklerimizi kullanarak 1 TL karşılığında giriş yaptık. Hemen herkesin birkaç kelime Türkçe bildiği şehirde kendinizi hiç yabancı hissetmiyorsunuz. Birçok yerde Türk Lirası kullanılabildiği gibi kapıların kimlikle geçişe açıldığı günden beri Türkler tarafından açılan işletmelerin sayısı da oldukça artmış. Türklerin ilgi gösterdiği bir diğer alan da kumarhaneler ve gece hayatı.

Oldukça görkemli sınır kapısından şehre doğru ilerlerken karşılaştığımız ilk şey Doğu Karadeniz coğrafyasında hiç alışık olmadığımız düz ve oldukça geniş bir ova. Çoruh nehrinin taşıdığı verimli alüvyonlarla oluşan bu ova, şehrin temel yerleşim alanı olarak seçilmiş. Bu avantaja mikro iklim de eklenince muz bile yetiştirilebilen bir şehir çıkıyor karşınıza. Dikkat çeken bir diğer şey de deyim yerindeyse tüm şehrin bir şantiyesi halinde olması. Gürcistan’da yaşanan “turuncu devrim” günlerinden itibaren bölge ve şehir tam anlamıyla bir seferberlik haline girmiş. Yaşanan değişim sürecinin canlı şahidi olmak mümkün. Ara sokaklarda ve belli yerlerde komünist dönemi hatırlatan toplu konutlar ile 16 km’yi aşan mükemmel sahil şeridinin bulunduğu kıyı kesiminde ise yüksek katlı lüks ve şık binalar değişime canlı tanıklık etmenize imkân veriyor. Donald Trump bile şehirde bir inşaat yapıyor şu günlerde. Üzerinde bir dönme dolabın da bulunduğu Batum Teknik Üniversitesi binası ise gerçekten ilginç. Bu akıl almaz değişimin en önemli sebeplerinden biri ise yatırım yapanlara devlet tarafından sağlanan vergi avantajı ve imtiyazlar şüphesiz. Sahil kesiminde eski şehir merkezine yakın binaların restorasyon projeleri de oldukça etkileyici. Özellikle Batum limanını çevreleyen ana cadde üzerindeki tüm binaların bundan 100 sene önceki görünümlerine bürünmeleri hayranlık verecek kadar güzel. Tarihe ve kültüre olan bu saygı eski dönemin miraslarından biri denebilir. Kutsal Bakire Nativity Katedrali, Osmanlı döneminden kalma Orta Cami, Batum Sanat Merkezi, parklar ve müzeler dikkat çeken yerler. Şehrin her yerine yayılmış heykel ve büstler de cabası. Hera Meydanı’nda sizi karşılayan ve altın post efsanesini anlatan Medea Heykeli,  Posedion heykeli ve çeşmesi gerçekten etkileyici. Gürcü Nino ile Azeri Ali’nin acıklı aşk hikâyesini anlatan 7 metrelik hareketli heykel ise büyüleyici. Eski dönemden kalan bir diğer miras da işsizlik denebilir. Araçların birçoğunda ön ve arka tamponun niye olmadığını sorduğumuzda ise aldığımız cevap aynı soruna işaret ediyor. Para sıkıntısına düşen insanlar arabalarının önemsiz parçalarını Türkiye’ye ve diğer ülkelere yedek parça olarak satmak zorunda kalıyorlar. Eşsiz sahil şeridinde birbiri ardına açılan lüks otellerin ise bu işsizlik problemini çözme yolunda iyi bir fırsat olduğu söylenebilir.
Denizi doldurarak yaptığımız Karadeniz sahil yoluna inat Batum’da sahil şeridinin deyim yerindeyse tek bir taşına bile dokunulmamış. Tüm yollar tünel ve viyadüklerle sahilden uzak bir planda inşa edilmiş. Türkiye’de Samsun’dan itibaren görmenin mümkün olmadığı raylı sistem ve trenler ise aynı coğrafyada farklı bir şehircilik anlayışının da pekâlâ mümkün olduğunu bize düdüğünü çalarak haykırıyor adeta. Şehri bir ağ gibi sarmaya başlayan bisiklet yolları ise başka bir fark. Şehrin oldukça büyük bir alanını kaplayan ve tarihi 150 yıl öncesine kadar dayanan binlerce bitki çeşidinin ve canlının bulunduğu Botanik parkı ise tek kelimeyle mükemmel ve söylenene göre de dünyadaki sayılı yerlerden. Botanik parkının ötesinde şehrin mümkün olan her yerinde gördüğümüz Okaliptüs ağaçları ve bambuların ise önemli bir görevi var. Meşhur Karadeniz türkümüzün de dizelerinde dile getirdiği üzere (Ben giderum Batum’a da, Batum’un batağuna) aslında büyük bir bataklık olan şehir merkezindeki suyu, gövdelerinde onlarca ton su tutabilen bu ağaçlar sayesinde kurutabilmişler ve bu nedenle de tek bir dalına dahi dokunmanın cezası oldukça yüksek. Suyu çok seven bir diğer bitki olan çay da ülkemize Batum sayesinde girmiş. 1950’lerde bölgeye gelen Zihni Derin önderliğinde bir ekip aldıkları çay filizleri ile Rize ve çevresinde pilot üretim yapmış ve sonunda da severek tükettiğimiz çay ile ülkemizi tanıştırmış. Batum’a çayı getirenler ise tabiki Çinliler.
Akşam yemeğini yemek için oturduğumuz lokantada bölgeye özgü peynirli bir pide çeşidi olan Haçapuri’nin tadına lezzetli Gürcü birası eşliğinde bakıyoruz ve yavaş yavaş kararmaya başlayan hava ile dönüş yoluna geçiyoruz ancak Batum son bir sürpriz yapıyor bize. Şehir meydanındaki yapay göllerden biri üzerindeki fıskiye ve lazer şovu meşhur Gürcü üzümlerinden yapılan şarabımızı yudumlarken izlediğimiz kuğu gölü balesi ve müziği bizi bambaşka yerlere götürüyor. 
Batum bizi tekrar gelin diyerek uğurluyor adeta…
Son olarak söyleyebileceğimiz ise yatırım çekme konusunda oldukça geri olan Doğu Karadeniz’imiz için örnek alınabilecek bir şehir Batum. Çok değil bundan en fazla 5 yıl sonra tam anlamıyla bir “Las Vegas” haline gelecek olan Batum’a yakında imrenerek bakmaya başlayacağımıza hiç şüphe yok.

Arif Gökhan Rakıcı/30 Ekim 2012




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"SİYASAL TEMSİL ve DEMOKRASİ"

"METROBÜSTE "RAHAT" YOLCULUK İÇİN 7 TEMEL İPUCU :)"

"SEVİLEN KİŞİLERİN 7 TEMEL ÖZELLİĞİ"